ÖNSÖZ

Saygıdeğer, kutsal ruhlu okuyucuya...
Thefanos, Brutos, Menaxos... Kitabın büyülü Dünya'sına kapılmadan önce, siz koca yürekli okuyucuyu uyarırım ki; eserde ki hatalar, istemsiz keşmekeşler ve daha nice absürt taraflar, yazarın kendi isteğiyle gerçekleşmemiştir.. Öyle bir durum zaten, ihtimaller dahilinde bile değildir.. Hangi insafsız yazar, siz koca yürekli okuyucuyu bilerek kırmak ister...?
Bu eser, yaklaşık olarak otuz bin kelime içermektedir, yani eğer eseri okursanız eğer, yaklaşık 140 sayfalık bir kitap bitirmiş olacaksınız.. Birazcık da, yapıttan söz edecek olursam; 'İntikamın Merhameti' adlı kitabın, ilk kısmıdır, gördüğünüz eser.. Eğer ilgi ve alaka takdire değer bir biçimde olursa; yazın, kitabın tamamını piyasaya sürmeyi planlıyorum. Ve yine, eğer kitaba beklenen ilgi alaka olmazsa, yazın piyasaya sürmeyi planlıyorum..

Antik Çağda, Yunan ve Pers savaşlarının adrenalinin doruğa ulaştığı, ve Termopolia savaşının gerçekleştiği MÖ 480 yılllarında başlayan bu eser, dönem hakkında genel kültürlerde aktarmaktadır. Ancak emin olabilirsiniz ki, yaşanan tarihsel sürecin üzerinden yaklaşık 25 asır geçmiştir, dolayısıyla, eser tarihi açıdan mükemmel olamayacağı gibi, yine bu tarihi doğruluk katsayısını da, 20. YY yapıtı, ansiklopediler karşılamıştır..
Sağlıcakla Kalın... Ramazan Kılınç

BÖLÜM 8

‘‘Eee direttiğin yeter be kadın..! Götürmeye, kurtarmaya geldik sizi diyorum..’’ Bretlaos’un askeri olduğunu tahmin ettiğim bu adam –onlar gibi giyinmişti, aynı zamanda onlar gibi konuşuyordu- söylediğine göre; köyde kalanların güvenliği için uğraşıyordu ve şimdi de bizim evimizin kapısını çalmıştı. Güvenliğimizi, isteyip istemediğinden emin değildim. Zira karşıda ki adam, elinde bir kılıç sallıyor, en başta bana zerre kadar güven vermiyordu..
            ‘’Gidin evimden, başka bir şey istemiyorum. Gidin ve bizi yalnız bırakın.’’ Annem güçlü görünmek için bağırıyordu ama, çok gürültülü bir yakarıştan başka bir şey değildi bunlar, asker için.
            ‘’Diretme artık! Sizi kurtaracağız diyorum..!’’ Yine bir ateş bombası köyün uç taraflarında patladı. Aslında diğerlerine bakılırsa, bize oldukça uzaktı ama askerin, annemi daha kolay ikna etmesi için, bir mazereti olmaya kolayca yeterdi. ‘Yalnızca bir mazeret’, zira ikna kesindi onun gözünde. Elleriyle, biraz önce uzakları ateşler içinde bırakan bombanın patladığı yeri gösterdi. Dikkatle bakınca, daha ürkütücü görünüyorlardı.. ‘’Al bak işte! Kör değilsen sende benim gördüklerimi görürsün. Çocuklarınla evinde yanmak mı istiyorsun, kadın..?’’
            ‘’Ne isteyip istemediğim sana karışmaz, korkak ayı!’’ Asker, bir noktaya kadar; ‘kendince’ bize dayanmıştı ama edilen son hakaret, onun da dayanma sınırını aşıyordu. Annemi iterek, zorla evimize girmek istedi...

            Ve karşılığını da fazlasıyla aldı. Annem eliyle, asker daha içeri doğru yenice hareketlenmişken, kapının köşesinde sakladığı baltayı çıkardı. Bu baltayı, ne ara oraya koyduğu görmemiştim. –Baygınken etrafımı izleyebilmek gibi bir yeteneğim yoktu..- Ama hemen sonra, ‘Uyandığımdan beri, orada durduğunu da görmüş olmalıydım’, diye düşündüm. Gözlerimi, evin içinde hafifçe gezdirince, köşelerde duran, su dolu, büyük tasları gördüm. Ayrıca, yine kapının sağına yaslanmış biçimde, bir balta daha duruyordu. Onu da ben almalı ve kapının önünde ki adi zorbayı yere sermeliydim. ‘Bizi kurtaracakmış..’ O halde bende baltayla kafasını yarar, yüzüne tükürür ve bizi kurtardığını, mutlu mesut ölebileceğini söylerdim, o adi zorbaya!
Ben, tüm bunları hayalimde canlandırmıştım ve neredeyse diğer baltayı almaya gidiyordum. Sonra birden, zorbanın yine adice hareketini gördüm; hızla kendine doğru kalkan baltayı gören asker, önce duraksamış, ardından da, diğer elinde tuttuğu kalkanı, kendini koruması için havaya kaldırmıştı.. Sanki böyle bir saldırıya hazırlıklı gibiydi, melun davranışları. Evet, evet.. Bu asker zavallıydı. Tek kelimeyle, korkak bir zavallı! İçimden ‘Bu zavallı korkağı, annem tek başına haklayabilir.’ Diye geçirdim. Ancak, hemen sonra da yanıldığımı anladım.. Karşısında ki güçsüz, sefil kadının –O zorba, böyle düşünüyor olmalıydı.- kendisine meydan okuyamayacağını düşünen asker, geri çekilerek, önce kalkanını indirdi, ardından da iç gıdıklayıcı bir sesle, uzun kılıcını havaya savurdu..
            Ve bu korkunçtu. Daha önce pek az tattığım bir korkuydu bu.. Belki, Brutosla birlikte; denizde babama yakalandığımız an.. O gün, Brutos’un şaşkınlıktan dışarı fırlayan gözlerini tutamayıp, suya düşüreceğini sanmıştım.. Babam ne de korkutmuştu ikimizi.. Ama yok yok, şu an gördüklerim çok daha korkunçtu; anneme doğru kalkmış, koca bir kılıç..
            Ve derhal kınına sokuldu, o uzun kılıç. Annemin, kılıcın karşısında ki cesaretvâri duruşu değildi buna neden olan.. Ana sokaktan gelen, koca göbekli iri yarı bir adamdı. Elinde tuttuğu meşalenin yüzüne vuran ışıkları, iğrençliğinin her bir ayrıntısı dışarı vuruyordu adeta. Ama o iğrenç suratın tek sözü, kılıcını indirmiş olan askerin önümüzden hızla kaybolması için fazlasıyla yeterli oldu. ‘Biraz önce, kılıcı çekerken ki gücünü aratıyorsun, seni yavşak’ diye geçirdim yine içimden. İşte senin erkekliğin, bir iğrenç suratın ağzına bakar, ‘Yavşak!’
            ‘’Hanımım, asla korkmanıza gerek yok. Ben..’’ Şişman ve kısa boylu adam, karanlık gölgelerin arasından geçerek, biraz önce giden askerin yerinde durdu.. Önümüzde ki iğrenç suratın tek kelimesinden korkup kaçan askerin, hemencecik neden gittiğini anlayabilmiştim artık. Gelen Bretlaos’tu, yani o askerin, bir nevi sahibi.. Annemin elinde ki baltayı görüşü ile yarım kalan sözleri, büyük bir yutkunma ve kısa bir ‘’Hanımım..’’ ile son buldu.             Özgüveni her halinden belli oluyordu; elinde herhangi bir kılıç veya savaş aracı olmamasına rağmen, anneme demin ki iriyarı adamdan daha fazla yaklaştı. Arkasına mı saklamıştı kılıcı? Bir anda çıkarıp, annemin böğrünü mü deşecekti? Öyle bir şey yapması halinde, adamı yere sermek için, hemen o an atılacağımı biliyordum. Ama Bretlaos öyle bir şey yapmadı. Görebildiğim kadarıyla, kılıcı filan da yoktu. Aynı, kibar ama iğneleyici ses tonuyla konuşmaya başladı.
            ‘’Korkmayın, Hanımım. Dediğim gibi; ben Bretlaos, yani sizin kurtarıcınız.. Ateşten, düşmandan ve tecavüzden sizi kurtarmaya gelen adamım ben. Seni ve çocuklarını bu cehennemden kurtarmaya geldim.’’ Gözlerini iyice annemin gözlerine dikti ve söylediklerine bir karşılık alamayınca, onu ikna etmek üzere olduğunu düşünerek devam etti; ‘’Tabi bunu sadece ben yapmıyorum. Tüm askerlerim, siz masumları korumak için hizmetinizde..’’ Sözlerini bitirdikten sonra, yerlere kadar eğildi. Hareketi gülünçtü ve gülünç olduğu kadarda mide bulandırıcı. Yapmacıklık kokan bir mide bulantısıydı bu.
            ‘’Sen ve korkak askerlerin Bretlaos.. Neden aşağıda kocamla birlikte savaşarak ölmüyorsunuz? Evimde veya başka herhangi bir yerde, beni koruyan adamlar olmadığı sürece, nasıl güvende olabilirim? Sizin yapmacık oyunlarınızın ve hareketlerinizin, beni zerre kadar etkilemediğini bil. Ama sizinle geleceğim.. Kendim için değil, yalnızca çocuklarımın bu evde yanıp gitmesini izlememek için..’’ Başını bir öte yana, bir de benim tarafıma çevirerek, Brutos ile beni süzdü. O an gözlerinde, af dileyen küçük çığlıklar görebiliyordum. Tüm Zexox’u aşabilecek korkutucu çığlıklar.. Ama bu çığlıklar dışarı vurulamıyordu. Ve yine annemin benliğini; çaresizliğin korkunç elleri sarmıştı. Onu boğmaya çalışıyorlardı...
Elinde ki baltayla, o elleri de parçalayabilir miydi annem..? ‘’Çocuklarımı kurtaracağım, Bretlaos. Beni, böylece kandırdığını düşünebilirsin, ama bu yanılgıların en büyüğü olur.. Bizi nereye götürdüğü biliyorum... Ve emin ol ki, yıllar önce yaptıklarının yanında, bu hiç kalır.. Çocuklarımı kurtaracağım ve yine emin ol ki, benim intikamımı, bizim intikamımızı; onlarca yaz, yüzlerce kış geçse bile alacakların biliyorum..! Yıllarca yıl önce, oğluma, kızıma yaşattıklarının intikamı Bretlaos.. Askerlerinle, bizi korumadığınız ve korkak bir köpek gibi, köye saklandığınızın intikamı Bretlaos.. Kocam ve diğer köylülerle, birlikte onurlu bir şekilde ölemediğiniz için, gelecek bu intikam, Bretlaos..!’’

            Yine, koca bir ateş topu havada ağır ağır süzülerek geldi. Annemin sözlerini bitirmesini beklemişti sanki. Koca çığlıklar atarak, yalnızca birkaç ev öteye düştü.
           
            ‘İntikam çığlıklarıydı bunlar. Annemin gözlerinde ki nefretin büyüklüğü korkunçtu.. Ben doğduğumdan beri, ne zaman Bretlaos’dan konu açılsa evimizde, babam da annem de hemen sinirleniverirdi. O adam, bizim evimizde, nefretin karşılığı gibiydi.. Demek, demek bu yüzdendi.. ‘Yıllar önce yaşattıkların’ demişti annem. Ne yaşatmıştı bize, Bretlaos. Neydi, tüm bunların nedeni...?
Hiçbir şeyin nedenini bilmiyordum.. Bildiğim tek şey, annemin gözlerindeydi.. Ve onun gözlerinde de, her şeyi bir gün öğreneceğimizi görebiliyordum. Ve her şeyi öğrendiğimiz anda da, o intikam çığlıkları, Bretlaos’un acınası canını, usulca alacaktı...’




                                                



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder