ÖNSÖZ

Saygıdeğer, kutsal ruhlu okuyucuya...
Thefanos, Brutos, Menaxos... Kitabın büyülü Dünya'sına kapılmadan önce, siz koca yürekli okuyucuyu uyarırım ki; eserde ki hatalar, istemsiz keşmekeşler ve daha nice absürt taraflar, yazarın kendi isteğiyle gerçekleşmemiştir.. Öyle bir durum zaten, ihtimaller dahilinde bile değildir.. Hangi insafsız yazar, siz koca yürekli okuyucuyu bilerek kırmak ister...?
Bu eser, yaklaşık olarak otuz bin kelime içermektedir, yani eğer eseri okursanız eğer, yaklaşık 140 sayfalık bir kitap bitirmiş olacaksınız.. Birazcık da, yapıttan söz edecek olursam; 'İntikamın Merhameti' adlı kitabın, ilk kısmıdır, gördüğünüz eser.. Eğer ilgi ve alaka takdire değer bir biçimde olursa; yazın, kitabın tamamını piyasaya sürmeyi planlıyorum. Ve yine, eğer kitaba beklenen ilgi alaka olmazsa, yazın piyasaya sürmeyi planlıyorum..

Antik Çağda, Yunan ve Pers savaşlarının adrenalinin doruğa ulaştığı, ve Termopolia savaşının gerçekleştiği MÖ 480 yılllarında başlayan bu eser, dönem hakkında genel kültürlerde aktarmaktadır. Ancak emin olabilirsiniz ki, yaşanan tarihsel sürecin üzerinden yaklaşık 25 asır geçmiştir, dolayısıyla, eser tarihi açıdan mükemmel olamayacağı gibi, yine bu tarihi doğruluk katsayısını da, 20. YY yapıtı, ansiklopediler karşılamıştır..
Sağlıcakla Kalın... Ramazan Kılınç

BÖLÜM 15

Kanlar içindeydi... Yüzünün rengi tamamıyla bembeyaz kesilmiş, vücudu tanınamaz hale gelmişti.. İlk başlarda, gözlerimin bana oyun oynadığını sanmıştım, ama hayır; sere serpe orada yatıyordu işte.. Orada, kanlar içinde yatıyordu. Kendimi bildim bileli, yaşadığım her anının içinde yer alan Brutos’du bu. Şimdi ise, bir ölü gibi görünüyordu, bu haliyle herhangi bir anı daha yaşayamazdık ki..
                         
Onu böyle görmenin, benliğimde yol açtığı ağır şaşırtıcı, ilk zedelenmenin ardından; kendime hakim olamayarak; ‘’Brutaosssssss...!’’ diye bağırdım. Bu çığlık, onu uyandırmalıydı. Uyanmalı ve benimle konuşmalıydı. İyi olduğunu kendi gözlerimle görmeliydim. Daha yaşanacak, çok anımız vardı. ‘Uyan Brutos.. Uyansana!’
‘’Şss.. Sakin ol!’’ O an, odada en az ilgimi çeken bir şey varsa, o da ağabeyimdi. Yine de, sesi; bir nebze kendime gelmeme yarar sağlamıştı. ‘’O, ölü değil.. Durumu iyi. Sen sadece sessiz ol!’’ Brutos, kanlar içinde yerde yatıyordu ve ağabeyim, onun iyi olduğunu söylüyordu.. O an, karnını koca bir bıçakla deşmeli ve ‘Sorun yok, iyisin!’ demeliydim. Elbette bana inanmazdı, işte bende, aynı sebepten ona inanmamıştım. Ah, kardeşi kanlar içinde böyle yatarken, nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu..?
‘’O... O, kanlar içinde!’’ Sesimin dozajı daha da artmıştı. ‘’Nasıl ona; ‘iyi’ diyebilirsin? Ah Brutos, ölüyor musun yoksa!?’’ İçimde bir ses -hep olumlu düşünen ses-durumu bu kadar vahimleştirmemin, Brutos’un zararına olacağını söylüyordu. Yine evimize gelen bir adamdan öğrendiğime göre, bazılarının ruhları görünmez bir şekilde birbirine bağlı olurdu.. Bunu anlayamamıştım, ama şu an inanıyordum. İnanmak zorundaydım.. Buna göre, şu an için tek önemli olan Brutos’du, o halde, hep ama hep olumlu düşünmeliydim.. Ancak, yine de; Brutos’a neler olduğunu; onu bu hale kimin getirdiğini öğrenmeliydim. Ağabeyim, onu korumayı başaramamıştı belki ama ben.. Başarabilirdim..
‘’Sessiz ol, artık! Sabaha uyanacak işte! Sen sakinleş sadece..!’’ Halen ne halka konuşabiliyordu..? Ve beni, bu kadar fazla azarlayabiliyordu? ‘’Yalnızca, dizinin altından küçük bir yara aldı. Üzerinde ki kan onun değil!’’ Ah, doğru muydu bu?  ‘’Öyle olmasa, çoktan ölmüştü zaten!’’ Evet, doğruydu. Tamam, tüm taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Ağabeyim, beni durdurduktan -ölümden kurtardıktan- sonra, ya beni buraya getirmeden önce, ya da beni buraya taşıdıktan sonra; Brutos’u da kurtarmıştı. İkinci ihtimal daha ağır basıyordu, zira ağabeyim her ne kadar, çok güçlü de görünse; ikimizi aynı anda taşıyarak, onca yolu tepmesi oldukça zordu. 
Peki ya annem? O, ne durumdaydı? Bir sürprizde o yaparak, kulübenin içinden, bir yerden çıkar mıydı acaba? Keşke, böyle bir şey olsaydı. O da, köşeye bir yere sinmiş; yorgunluktan uyuyor olsaydı.. Ama yoktu, ne köşedeydi, ne de uyuyordu. Yalnız, yalnızca.. Brutos... Ah, Yüce Zeus adına! Gürültümle, Brutos’u uyandırmıştım..!
‘’Anneemmmm…!?’’ Brutos’un, uyandıktan sonra ağzından dökülen ilk kelimeler; büyük bir hüzün dalgası taşıyordu. ‘’Thefanos, annem...’’ Konuşmasının sonunda, boğazına bir yumru oturdu sanki.. Brutos, ‘Annem..’ deyip de, yutkunduktan sonra, hıçkırarak ağlamaya başladı.. Ah, her şey düzeliyordu işte.. Ne güzel Brutos uyanmıştı, yarın da annemi bulacaktık.. Hatta belki babam.. Her şey, bütün hepsi düzelecekti işte...
Ama yoktu. Annemden hiçbir iz yoktu. ‘Anne!? Neredesin!’ 
‘’Şşş, Sakinleş Brutos! Uyu, Sadece Uyu..!’’ Ağabeyim, onun uyandığını görür görmez, yanına gitmişti. Ama bu sözler, onu yeniden uyutmaya yetecek değildi. Bunu, biliyordum. Elleriyle, Brutos’u sakinleştirmeye çalışırken; kafasını bana çevirmişti. Sanki, soracağım soruyu, ta önceden kestirebiliyor gibiydi. ‘’Thefanos, annen...’’ Annem!? ‘’Annemiz, Thefanos; onu kurtaramadım!’’ Ve o da, bu hüzün dalgasına yenildi. Annemi kurtaramamıştı demek. O halde beni niye durdurdun!? Ben, ben.. Onları kurtaracaktım, korkak..!
‘’O, o... Brutos’u bana teslim etti ve ‘git’ dedi. Kargaşanın ortasında, ikisini bir arada dışarı çıkarmam imkânsızdı, Thefanos.’’ Sonda, adımı söylemese, kendi kendine konuşuyor sanacaktım. Af dilemek, istermiş gibi gözüküyordu.. Ayrıca.. Ayrıca, annem dün akşam evden çıkarken; sıkı sıkı tembihlememiş miydi bizi, ‘yanımdan ayrılmak yok!’ diye. Ee, o halde? Ne diye, Brutos’u ağabeyime teslim etmiş, kendisi ölüme gitmişti? ‘’Grup, yolunu tamamlamış, askerler onları, Asaios burnunda ki açık araziye götürmüştü. Tüm kadınları sıra ile... Herkesi, sırayla öldürmeye başladılar, Thefanos. O an da, hepsini kurtarmak istedim. Ama.. Ama gücüm yalnızca Brutos’u çekip çıkarmaya yetti, o cehennemden. Kahrolsun bana ki, ne annemizi, ne de bir başkasını kurtaramadım...’’ Biraz önce ki sert mizacından hiçbir eser kalmamıştı.. Yere diktiği gözlerinde, birkaç parça ‘yaş’ parıldadığını gördüm. İçimde, ona karşı duyduğum tüm nefretler dinmiş gibiydi.. Annemi, kurtaramamanın üzüntüsünü, gözlerinin en derininde görebiliyordum.. O an, ‘Elinden geleni yapmışsın, üzülme.’ Demek istiyordum ona ama konuşamadım.. Sanki, dilimi söküp almışlar gibi; ağzımı açamadım..
Ama halen düşünebiliyordum. Ve anladım ki, annem ölüme gitmemişti. Sadece ve sadece, babama kavuşmuştu..
Gözleri yaşlı olan, iki kardeşimin yanına gittim. Ağabeyim, Brutos’u kolları altına almıştı. Bende, yanlarına varınca, bir kolunun altına da beni aldı..
O an gördüm ki, Annem ve Babam, yukarıdan; yıllardır bize anlatıp durdukları yerden, bizi izliyorlardı.
            Ve o an anladım ki;
Oğullarının intikamını, merakla bekliyorlardı










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder