Kanlar
içindeydi... Yüzünün rengi tamamıyla bembeyaz kesilmiş, vücudu tanınamaz hale
gelmişti.. İlk başlarda, gözlerimin bana oyun oynadığını sanmıştım, ama hayır;
sere serpe orada yatıyordu işte.. Orada, kanlar içinde yatıyordu. Kendimi bildim
bileli, yaşadığım her anının içinde yer alan Brutos’du bu. Şimdi ise, bir ölü
gibi görünüyordu, bu haliyle herhangi bir anı daha yaşayamazdık ki..
Onu böyle
görmenin, benliğimde yol açtığı ağır şaşırtıcı, ilk zedelenmenin ardından;
kendime hakim olamayarak; ‘’Brutaosssssss...!’’ diye bağırdım. Bu çığlık, onu
uyandırmalıydı. Uyanmalı ve benimle konuşmalıydı. İyi olduğunu kendi gözlerimle
görmeliydim. Daha yaşanacak, çok anımız vardı. ‘Uyan Brutos.. Uyansana!’
‘’Şss.. Sakin
ol!’’ O an, odada en az ilgimi çeken bir şey varsa, o da ağabeyimdi. Yine de,
sesi; bir nebze kendime gelmeme yarar sağlamıştı. ‘’O, ölü değil.. Durumu iyi.
Sen sadece sessiz ol!’’ Brutos, kanlar içinde yerde yatıyordu ve ağabeyim, onun
iyi olduğunu söylüyordu.. O an, karnını koca bir bıçakla deşmeli ve ‘Sorun yok,
iyisin!’ demeliydim. Elbette bana inanmazdı, işte bende, aynı sebepten ona
inanmamıştım. Ah, kardeşi kanlar içinde böyle yatarken, nasıl bu kadar
soğukkanlı olabiliyordu..?
‘’O... O,
kanlar içinde!’’ Sesimin dozajı daha da artmıştı. ‘’Nasıl ona; ‘iyi’
diyebilirsin? Ah Brutos, ölüyor musun yoksa!?’’ İçimde bir ses -hep olumlu
düşünen ses-durumu bu kadar vahimleştirmemin, Brutos’un zararına olacağını
söylüyordu. Yine evimize gelen bir adamdan öğrendiğime göre, bazılarının ruhları
görünmez bir şekilde birbirine bağlı olurdu.. Bunu anlayamamıştım, ama şu an
inanıyordum. İnanmak zorundaydım.. Buna göre, şu an için tek önemli olan
Brutos’du, o halde, hep ama hep olumlu düşünmeliydim.. Ancak, yine de; Brutos’a
neler olduğunu; onu bu hale kimin getirdiğini öğrenmeliydim. Ağabeyim, onu
korumayı başaramamıştı belki ama ben.. Başarabilirdim..
‘’Sessiz ol,
artık! Sabaha uyanacak işte! Sen sakinleş sadece..!’’ Halen ne halka
konuşabiliyordu..? Ve beni, bu kadar fazla azarlayabiliyordu? ‘’Yalnızca,
dizinin altından küçük bir yara aldı. Üzerinde ki kan onun değil!’’ Ah, doğru
muydu bu? ‘’Öyle olmasa, çoktan ölmüştü
zaten!’’ Evet, doğruydu. Tamam, tüm taşlar yavaş yavaş yerine oturuyordu.
Ağabeyim, beni durdurduktan -ölümden kurtardıktan- sonra, ya beni buraya
getirmeden önce, ya da beni buraya taşıdıktan sonra; Brutos’u da kurtarmıştı.
İkinci ihtimal daha ağır basıyordu, zira ağabeyim her ne kadar, çok güçlü de
görünse; ikimizi aynı anda taşıyarak, onca yolu tepmesi oldukça zordu.
Peki ya annem?
O, ne durumdaydı? Bir sürprizde o yaparak, kulübenin içinden, bir yerden çıkar
mıydı acaba? Keşke, böyle bir şey olsaydı. O da, köşeye bir yere sinmiş;
yorgunluktan uyuyor olsaydı.. Ama yoktu, ne köşedeydi, ne de uyuyordu. Yalnız,
yalnızca.. Brutos... Ah, Yüce Zeus adına! Gürültümle, Brutos’u uyandırmıştım..!
‘’Anneemmmm…!?’’
Brutos’un, uyandıktan sonra ağzından dökülen ilk kelimeler; büyük bir hüzün
dalgası taşıyordu. ‘’Thefanos, annem...’’ Konuşmasının sonunda, boğazına bir
yumru oturdu sanki.. Brutos, ‘Annem..’ deyip de, yutkunduktan sonra, hıçkırarak
ağlamaya başladı.. Ah, her şey düzeliyordu işte.. Ne güzel Brutos uyanmıştı,
yarın da annemi bulacaktık.. Hatta belki babam.. Her şey, bütün hepsi
düzelecekti işte...
Ama yoktu.
Annemden hiçbir iz yoktu. ‘Anne!? Neredesin!’
‘’Şşş,
Sakinleş Brutos! Uyu, Sadece Uyu..!’’ Ağabeyim, onun uyandığını görür görmez,
yanına gitmişti. Ama bu sözler, onu yeniden uyutmaya yetecek değildi. Bunu,
biliyordum. Elleriyle, Brutos’u sakinleştirmeye çalışırken; kafasını bana
çevirmişti. Sanki, soracağım soruyu, ta önceden kestirebiliyor gibiydi.
‘’Thefanos, annen...’’ Annem!? ‘’Annemiz, Thefanos; onu kurtaramadım!’’ Ve o
da, bu hüzün dalgasına yenildi. Annemi kurtaramamıştı demek. O halde beni niye
durdurdun!? Ben, ben.. Onları kurtaracaktım, korkak..!
‘’O, o...
Brutos’u bana teslim etti ve ‘git’ dedi. Kargaşanın ortasında, ikisini bir
arada dışarı çıkarmam imkânsızdı, Thefanos.’’ Sonda, adımı söylemese, kendi
kendine konuşuyor sanacaktım. Af dilemek, istermiş gibi gözüküyordu.. Ayrıca..
Ayrıca, annem dün akşam evden çıkarken; sıkı sıkı tembihlememiş miydi bizi,
‘yanımdan ayrılmak yok!’ diye. Ee, o halde? Ne diye, Brutos’u ağabeyime teslim
etmiş, kendisi ölüme gitmişti? ‘’Grup, yolunu tamamlamış, askerler onları,
Asaios burnunda ki açık araziye götürmüştü. Tüm kadınları sıra ile... Herkesi,
sırayla öldürmeye başladılar, Thefanos. O an da, hepsini kurtarmak istedim.
Ama.. Ama gücüm yalnızca Brutos’u çekip çıkarmaya yetti, o cehennemden.
Kahrolsun bana ki, ne annemizi, ne de bir başkasını kurtaramadım...’’ Biraz
önce ki sert mizacından hiçbir eser kalmamıştı.. Yere diktiği gözlerinde,
birkaç parça ‘yaş’ parıldadığını gördüm. İçimde, ona karşı duyduğum tüm
nefretler dinmiş gibiydi.. Annemi, kurtaramamanın üzüntüsünü, gözlerinin en
derininde görebiliyordum.. O an, ‘Elinden geleni yapmışsın, üzülme.’ Demek
istiyordum ona ama konuşamadım.. Sanki, dilimi söküp almışlar gibi; ağzımı
açamadım..
Ama halen
düşünebiliyordum. Ve anladım ki, annem ölüme gitmemişti. Sadece ve sadece,
babama kavuşmuştu..
Gözleri yaşlı
olan, iki kardeşimin yanına gittim. Ağabeyim, Brutos’u kolları altına almıştı.
Bende, yanlarına varınca, bir kolunun altına da beni aldı..
O an gördüm
ki, Annem ve Babam, yukarıdan; yıllardır bize anlatıp durdukları yerden, bizi izliyorlardı.
Ve
o an anladım ki;
Oğullarının
intikamını, merakla bekliyorlardı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder