Güneş koca Zexos
Dağının ardına doğru batıyordu, normalde bu vakitlerde herkes evine çekilmiş;
balıkçılar köye dönmüş olurdu. Peki şimdi? Şimdi, normal bir gün değildi ki.
Zira, köye akşam için davetli -davetsiz davetliler- vardı.Pekâlâ kanlı bir
davet olması bekleniyordu bunun. Kanlı ve acımasız bir davet!
Her şey
berbattı. Deponun önündeki kalabalık daha önce köyde pek az görebildiğim kadar
büyüktü. Herkes malını yüklenmiş, bırakacaklarını buraya bırakıyor;
alacaklarını ise tekrar yüklenerek telaşla kaçıyordu.. Bazı adamların yumruk
yumruğa kavga ettiğini gördüm. Daha da kötüsü etraflarındaki kimse bu durumu
yadırgamıyor; hatta pek stresli günde kendilerine buradan bir eğlence çıkarıyor
gibiydiler. Yaşlı adamın biri, yarı çıplak bir hâlde sokaklarda koşuşturuyor,
evine hırsız girdiğini, her şeyinin götürüldüğünü söylüyordu. Normalde,
köyümüzde ne hırsızlık, ne de doğru dürüst bir cinayet –Grixenon’un, arkadaşını
denizde boğması dışında- görülmüştü. Eğer huzur, bir insanın eli olsaydı,
köyümüz de o elin tırnakları olurdu. Birbirlerine o derece yakın, bağlıydılar..
Tabii, tüm bunlar, Pers kabusunun tekrar gelişine kadardı.
Kalabalığın
arasına karışmadan önce babam bizi durdurdu. Yüklendiklerini yere koyarak; “Siz
gelmeyin kalabalığa” dedi ve elimizdeki malları da kendi yüklerinin arasına
katarak; “Burada bekleyin ben gelene dek. Hemen geleceğim.” Dedi. Dönüp gitmeye
hazırlanıyordu ki, tekrar durdu: “Thefanos, özellikle sana söylüyorum, bir yere
kaybolmak yok!”
Şaşkın ve
kızgındım. Babamın, Brutos’un yanında beni azarlamasından nefret ediyordum ve
bir o kadar da, Brutos’un bu anlarda, eşek gibi sırıtmasından! Babam, koca
kalabalığın içinde gözden kaybolduktan sonra, yüzünde ki alaycı ifadeyi koruyan
Brutos’la birlikte sokağın kenarındaki taşlardan birinin üzerine oturup,
beklemeye başladık. Yine bizim gibi, kalabalığın hafifçe dışında, iki adam
birilerini bekliyor, aynı zamanda da konuşuyordu. Sakalları bir karış olanı
tanıyordum. Belki, ilginç görünümüydü hafızamda bu kadar yer edebilmesinin
sebebi. Adını tam hatırlayamasam da, ara sıra, bizim atölyenin taraflarında
gördüğüm, limanda yük taşıyarak para kazanan biri olduğunu anımsıyordum, bu
adamın. Şimdi de, aşağıda, limanda olup, köye taze balık getiren balıkçıların
yüklerini taşıyor olmalıydı. Çünkü adamın işi buydu. Ama belki, o da bizim gibi
kaçıp gidecekti köyden. Evet, evet; şu an depoda işlerini hallediyordu.
Ardından da, alacaklarını alıp, tabana kuvvet basıp gidecekti köyden. Ben
bunları düşünürken, sakallı adam karşısındakini dinlemekteydi. Ardından
sakalını sıvazlayarak konuşmaya başladı: “Evet, bugün daha hiçbirisi dönmedi.
Ya büyük bir sürüye rastladılar, ya da...” O sırada kalabalıktan yükselen
uğultu arttı ve adamın son dediklerini duyamadım. Yine de, duyduklarım bana
yetmişti. Merak dolu bir hareketle döndüm ve Brutos’un gözlerine baktım. O da
benim duyduklarımı duymuş muydu? Balıkçılar dönmemişti ve yelkenli... o an; “Ah
Brutos, beni korkutmuş olmak için söylemiş ol. Lütfen!” diye inledim içimden.
Eğer, söylediği gibi; şu yelkenli hikâyesi doğruysa, balıkçıların işi bitti
demekti. Persler, hepsini.. Hepsini yakalamamış olmalıydılar.. O anda aklıma
düştü; ‘Sahi, ne... ne sürüsü?’ Bu mevsimde sürü filan olmazdı. Sakallı adam
da, bilerek yalan söylemiş olmalıydı, karşısındakinin telaşa kapılmaması için.
Karşısındaki –tam manasıyla- denizden anlamayan aptalın teki olmalıydı..
Brutos, hırçın
bakışlarıma daha fazla kayıtsız kalmayıp, ne olduğunu anlamamış gibi hafifçe,
kafasını iki yana sallamıştı. Ah,
bilmezlikten geliyordu yine! Ama ben ona bildirecektim. “Şu anlattığın yelkenli
hikayesi Brutos” dedim, “Kimden duydun onu!? Ya da, kim görmüş o yelkenliyi?”
Bol alay
içerir şekilde güldü ve: “Yapma The. Yedin mi yoksa onu...” sözlerini henüz
tamamlamıştı ki; kalabalığın aşağı taraflarında büyük bir hareketlilik oldu.
Ben sana bunun hesabını daha sonra sorarım der gibi bir bakış attım. Ve
birlikte, oturduğumuz taşın en üstüne çıkıp, parmaklarımızın ucunda dikeldik,
aşağıda olanları daha iyi görebilmek için. Köyün aşağı doğru olan dik eğimi ve
taşın yüksekliği sayesinde buradan her şeyi –tüm kalabalığı ve depodan az
ileride ki, yokuş aşağı yolu- görebiliyorduk. Anladığımıza göre, aşağıdan,
liman taraflarından bir adam koşar adım buraya gelmişti. Ve adam tüm
kalabalığa, kendisini dinlemeleri için yüksek sesle çağrıda bulunmuştu.
Kalabalığın içinden yükselen birkaç uğultu da son bulunca adam konuşmaya
başladı, soluk soluğaydı; “Balık! Balıkçılar!” Adam içine birkaç kere derin
derin nefes çekti; “Balıkçılar köye dönemedi.
Yalnız, yalnız biri dönebildi içlerinden,” kalabalığın içinden birkaç
kişi adama olanları doğru düzgün anlatması için bağırdı. Ben de, gözlerimi
yeniden Brutos’a diktim. Adam yine derin bir nefes çektikten sonra, “Biraz
önce, limanda balıkçıları beklerken; Asaios tarafından bir adam çıkageldi.
Uzaktan gördüğümüz kadarıyla, sefil bir yürüyüşü vardı. Sanki bir ayağının,
dizden aşağısı yokmuş gibi yürüyor; ellerini ateşten kaçarmış gibi, iki yanına
savuruyordu. Bize doğru gelirken, birden yere yığılıverdi,” kalabalık giderek
meraklanıyordu. “Daha sonra, biz yanına vardığımızda; yavaşça gözlerini açtı ve
konuşmaya başladı. Bize... bize, çok kötü şeyler gördüklerini söyledi.
Persleri, Persleri görmüşler. Kocaman gemilerinin yelkenleri, bizim
balıkçıların güneşini dahi kapatıyormuş. İçlerindeki bir gemi, köyümüz
kadarmış!” Kalabalıktan bu kez korkunç sesler yükseldi. “Balıkçılardan hiçbiri,
o koca gemileri köye çekmemek için geri dönememiş. En azından, takip edilerek,
köyü büyük bir katliama sürükleyeceklerini düşünmüşler. Yalnız içlerinden
birisi; Kliseo teknesinden atlamış ve yüzerek Asaios Burnu'na kadar gelmiş.
İşte bize bunu anlatan da, o kahraman balıkçı Kliseo’ydu. Ölmeden önce,
Perslerin bu gece, en geç sabaha kadar köyde olacağını söyledi. Gemilerin
vaziyetinden anladıkları buymuş.” Başını yere eğdi. Ve sonra, seri bir şekilde
tekrar doğrularak “Onun kahramanlığı dilden dile dolaşacak. Ve tüm kahraman
balıkçıların da..! Tanrılar onları korusun!” Adam sözünü bitirdiğinde,
kalabalıkta gördüğüm çok vahim bir durumdu. Kurtulan balıkçı, her ne kadar
kalabalığı hırslandırmak için konuşmasını; sağ eli havada, bağırarak tamamlasa
da, kalabalık duyacağını çoktan duymuştu. Birkaç kişi dışında, adamın son
sözlerini –Balıkçılar ve Tanrılar ile ilgili kısım- duyan olmamıştı. Kimi koca
koca adamların ağlamaya başladığını görüyordum. Kimileri hızla oradan
ayrılarak, akşam olmadan kaçmak için ailesini almaya gitti. Kargaşa tüm meydana
hâkimdi. Koşuşturanlar, ayak altında ezilip, avazı çıktığı kadar bağıranlar ve
ölesiye dövüşmeye başlayanlar... Bu sefil vaziyet köyün en güçlü ve en zengin
adamlarından biri olarak bilinen, aynı zamanda köyün yöneticisi Bretlaos’dan
sonraki en vasıflı kişisi; Phoebe, çıkıp söz alana kadar sürdü.
Konuşmaya
başladığında, tüm dikkatler üzerindeydi.. “Korkaklık ve zavallılık. Hepinizin
aşağılık suratında bunları görüyorum. Yalnızca bunları!” durdu ve yere tükürdü.
O an, içinden ona karşı kızanlar oldu ama bunu dışa vurmaları, kendi
mezarlarını kazmaları anlamına gelirdi. “Hiçbiriniz, sizin için ölen zavallı
balıkçılardan birinin koca yüreğinin zerresine bile sahip değilsiniz. Hadi siz
de kaçın, kaçın ve o aşağılık Perslere, Yunanlıların ne kadar zavallı bir
millet olduğunu gösterin! Haydi, kaçsanıza!” durdu. Etrafını hafifçe süzdü.
Sesini iyice sertleştirmişti. Ve Kalabalık ona tekrar ısınmaya başlamıştı.
“Hadi hepiniz Bretlaos’la birlikte, köyümüze gelecek Perslerin kıçını yalayın!
Haydi, hepiniz!” son sözleri kalabalığın içindeki birkaç Bretlaos taraftarının
iyice kızıp, homurdanmasına neden olmuştu. Ama bu kızgınlığın asıl kaynağı
utançtı. Sadece utanç.. “Ya da bu gece benimle birlikte ölün!
Bu gece, burada ölün ki;
Tanrıların yanına çıktığımızda başımızı dik tutabilelim...’’ Yine durdu. Artık
tüm dikkat üzerinde, kalabalığın tüm desteği arkasındaydı.. En gür ve yakıcı
sesiyle devam etti..
‘’Bu gece,
benimle birlikte ölün ki; o zavallı Pers Kralına; Yunan milletine çatarak nasıl
bir belaya bulaştığını gösterebilelim..’’
Artık, denizin
ortasında ki Perslerin dahi duyabileceği kadar tok sesle bağırıyordu..
‘’BU GECE, BURADA BENİMLE
BİRLİKTE ÖLÜN.
VE RUHLARINIZ, HUZUR İÇİNDE, SONSUZLUĞA
ERİŞSİN!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder