ÖNSÖZ

Saygıdeğer, kutsal ruhlu okuyucuya...
Thefanos, Brutos, Menaxos... Kitabın büyülü Dünya'sına kapılmadan önce, siz koca yürekli okuyucuyu uyarırım ki; eserde ki hatalar, istemsiz keşmekeşler ve daha nice absürt taraflar, yazarın kendi isteğiyle gerçekleşmemiştir.. Öyle bir durum zaten, ihtimaller dahilinde bile değildir.. Hangi insafsız yazar, siz koca yürekli okuyucuyu bilerek kırmak ister...?
Bu eser, yaklaşık olarak otuz bin kelime içermektedir, yani eğer eseri okursanız eğer, yaklaşık 140 sayfalık bir kitap bitirmiş olacaksınız.. Birazcık da, yapıttan söz edecek olursam; 'İntikamın Merhameti' adlı kitabın, ilk kısmıdır, gördüğünüz eser.. Eğer ilgi ve alaka takdire değer bir biçimde olursa; yazın, kitabın tamamını piyasaya sürmeyi planlıyorum. Ve yine, eğer kitaba beklenen ilgi alaka olmazsa, yazın piyasaya sürmeyi planlıyorum..

Antik Çağda, Yunan ve Pers savaşlarının adrenalinin doruğa ulaştığı, ve Termopolia savaşının gerçekleştiği MÖ 480 yılllarında başlayan bu eser, dönem hakkında genel kültürlerde aktarmaktadır. Ancak emin olabilirsiniz ki, yaşanan tarihsel sürecin üzerinden yaklaşık 25 asır geçmiştir, dolayısıyla, eser tarihi açıdan mükemmel olamayacağı gibi, yine bu tarihi doğruluk katsayısını da, 20. YY yapıtı, ansiklopediler karşılamıştır..
Sağlıcakla Kalın... Ramazan Kılınç

BÖLÜM 11

                                                                                                                                    Menaxos

Uyandığında, bu kez bağlı olduğunu gördü.. Tek gördüğü, tek anımsayabildiği buydu.. Düşünceleri, aklı ve başka her şeyi dışarıya kapanmıştı. Sadece, ellerinin zincirli olduğunu hissetti. Ardından tekrar kendinden geçti..
Bir kez daha ayıldı. Ellerinin zincirli olduğunu gördü yine. ‘Demek biraz daha iyileştim.’ Diye düşündü. ‘Bu yüzden de artık beni bağlıyorlar..’ Her şeyi anlamaya başlamıştı.. Emre uymadıktan sonra yediği daya yüzünden, ağır kan kaybına uğramış, bu da onun bayılmasına neden olmuştu.. Şimdi zincirlerle bağlanmıştı ve bu da durumunun iyileştiğini, Persler için hala bir tehlike olduğu gösteriyordu.. ‘Kaç gün oldu acab...?’ diye kendine soracakken, durdu. O an yüzünün rengi, en açık bulutlardan biraz daha beyazdı.. Yüzünde ki tüm kan çekilmiş, bir şey kalbini sıkıştırmaya başlamıştı.. Ve yine kendinden geçti. Menaxos hatırlamıştı..!

‘Ah, kurtulmamış mıydım?’ diye kendine sorabildi bu kez. ‘Evet, evet! Hepsini haklamıştım odadakilerin, bir tek... Köleler kalmıştı. Bir tek aptal gibi bana bakan kölel...’ düşünceleri yine yarım kaldı. Hatırladıkça, zihni daha da açılıyor, daha rahat hatırlıyordu.. Köleler.. Kölelerin bakışları.. Aslında kendine odaklanmış olan ama ana teması arkasında ki... O an, sonra öldürürüm diye bıraktığı adamı hatırladı... ‘Onu öldürmüş müydü? -Ah, hayır.’
Uzun bir vakit kendi düşünceleriyle baş başa kaldı. ‘Daha devam edemezdim ki.’ diye avutmaya çalıştı kendini.. ‘Üçünü öldürmüştüm ama tüm gücümde tükenmişti.. Dahasıyla hiçbir şekilde başa çıkamazdım..’ Düşündü, düşündü... Artık kaçma şansı yoktu, elleri zincirliydi. Üstelik böyle bir şeye atılabilecek cesareti kendinde tekrar bulabileceğine de emin değildi.. Düşündü ve yine düşündü.. En sonunda, bugünden kopup, geçmiş hayatına kadar gitti. O kadar uzaklara daldı ki, odasına giren o lanet adamı –ölüm haberini de getirmiş olan- fark edemedi..
            ‘’Bak, bak...’’ dedi yine alaylı bir ses tonuyla o adam. Üzerinde yine aynı zırhları vardı. Yine süslü ve oldukça gösterişliydi.. ‘’Köpeğimizde ayılmış.. Biraz daha kalkmasan, seni hiç göndermek zorunda kalmayacaktım, köpek! Seni, burada, kendi ellerimle yok edecektim. Öldürecektim demiyorum köpek, dikkat et! Yok edecektim diyorum... Seni hiçbir  siyah köpeğin tadamayacağı kadar güzel yok edecektim..’’ Bunları söylerken, ellerini bir inekten süt sağarmış gibi sıkıyor, avuçlarını kapatıp açıyordu. Normalde, Menaxos’u tahrik etmesi beklenirdi bu hareketlerin. Ama şimdi, umurunda bile değildi..
            Adam dışarıdaki askerleri içeriye çağırdı.. ‘’Tamam, durumu düzelmiş bu itin.’’ Dedi. Yine elleriyle Menaxos’u işaret ediyordu. ‘’Alıp götürebilirler onu..’’ Dışarı yönelip, çıkmasını bekliyordum. Oysa, o durdu. Askerlere dışarı çıkmalarını emretti. Ve tekrar bana dönerek, konuşmaya başladı..
            ‘’İşimin başımdan aşkın olması sayesinde kurtuluyorsun benden, Menaxos!’’ Dedi. Ona, ilk defa adıyla hitap ediyordu. ‘’Deminden beri dediklerimi duydun değil mi? Ha..?’’ Menaxos’tan onay ister gibiydi.. ‘’İşte onların tümü yalandı!.. Ben burada seni koruyup, diğerlerinden muhafaza edecektim.. Ha..? Anlıyor musun beni Menaxos..?’’ Menaxos’un dibine çökmüş, Menaxos’un kafasını, iki elinin arasına alarak, zorla gözlerine bakmasını sağlamıştı.. ‘’Seni kurtaracaktım diyorum Menaxos, inanıyor musun bana? Ha..?’’ Sesi sinir bozuculuktan da öteydi artık.. Eliyle, Menaxos’un kafasını sıkıştırmaya başlamıştı.. ‘’İnanıyor musun söyle! O zaman salacağım, söyle!..’’ Menaxos, acı içinde inleyen kafasının yalvarışlarına kulak asarak, zorlukla da olsa, hafifçe başını oynattı. Bu sırada, hala o adamı umursadığı söylenemezdi. Sadece, acı birazcık, canını yakmıştı.. Adam, sonunda Menaxos’un kafasını bırakarak, tekrar ayağa kalktı..
            ‘’İnanmışmış.. Bak sen şu zavallı köpeğe..!’’ Elleriyle, üzerinde ki göğüs zırhını çıkardı. Ardından, eteğini de kaldırarak, Menaxos’a yöneldi.. ‘’İnanmışmış... Köpek! Köpek! Sana bunun kat kat fazlasını yapacaktım Menaxos.. Ha, ha, ha... Bir de bana inandığını söylüyorsun, köpek! Aptal, köpek! Al, Pers kralına karşı gelen, siyah köpeklere böyle yapılır. Al, al.. Gör!’’ Tüm bunları söylerken, havaya kaldırdığı eteğinin altından, Menaxos’un üzerine işemeye başlamıştı.. Sanki, savaş psikolojisini bozmuş gibiydi.. Görünüşü, iğrenç ve bir o kadar da rezildi..
           
‘Ben ölüp, kurtulacağım, bu lanet diyarlardan..’ diye geçirdi içinden Menaxos. ‘Peki bunun gibilere ne olacak..?’
O an anladı ki, hiç kimse bu sorunun cevabını bilmiyordu.. Bilseler, zaten ortada bu iğrençliklerin hiçbirisi kalmazdı.. Ah, bilseler...
                                  




















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder